Türkiye’de istihbarat aklı nasıl çalışır?

İstihbarat teşkilatları genellikle yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla ölçülür. Çünkü bu alanın doğasında görünürlük değil, etki vardır. Bir krizin hiç yaşanmamış olması, çoğu zaman başarının en açık göstergesidir; fakat aynı zamanda en zor anlatılanıdır. Bu nedenle istihbarat kurumları hakkında yapılan değerlendirmeler çoğunlukla eksik kalır. Kamuoyu, sonucu görmediği yerde çabayı da görmez. Oysa istihbarat dünyasında asıl mesele, kriz anında verilen tepkilerden çok, kriz doğmadan önce alınan pozisyonlardır.

İstihbarat, modern devletin sinir sistemidir. Sadece bilgi toplamaz; bilgiyi süzer, anlamlandırır ve karar alıcılar için bir çerçeveye dönüştürür. Bu çerçeve, çoğu zaman siyah-beyaz değil, gri tonlardan oluşur. Kesinlik nadirdir, belirsizlik ise süreklidir. Bu nedenle istihbarat kurumlarını klasik bürokratik yapılarla aynı kategoride değerlendirmek yanıltıcıdır. Burada süreçler kadar sezgiler, veriler kadar yorumlar belirleyicidir.

Bir istihbarat kurumunun başarısı, aldığı kararların ne kadar “haklı” olduğuyla değil, devletin varoluşsal çıkarlarını ne ölçüde koruduğuyla ilgilidir. Bu ayrım, dışarıdan bakıldığında soğuk ya da mesafeli görünebilir. Ancak devlet dediğimiz yapı, bireysel duygularla değil, uzun vadeli güvenlik ve süreklilik perspektifiyle hareket etmek zorundadır. İstihbarat aklı tam da bu noktada devreye girer: kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli riskleri gözetir.

İstihbarat dünyasında bilgi hiçbir zaman tam değildir. Eksik veriyle karar almak bu alanın kaçınılmaz gerçeğidir. Dolayısıyla “yeterli bilgi” kavramı pratikte çoğu zaman anlamını yitirir; onun yerini “karar verme eşiği” alır. Bu eşik, kurumdan kuruma değil, tehdit algısının niteliğine göre değişir. Bazen küçük bir işaret büyük bir riske işaret ederken, bazen yüksek sesle konuşulan bir gelişme stratejik açıdan ikincil olabilir.

Bu noktada istihbarat kurumlarının en belirgin özelliği ortaya çıkar: tehditleri sabit haritalar üzerinden değil, hareketli dinamikler üzerinden okurlar. Coğrafya önemlidir, ancak belirleyici olan aktörlerin niyetleri, kapasiteleri ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerin evrimidir. Modern güvenlik ortamında tehditler artık tek bir merkezden doğmaz; dağınık, ağ yapılı ve çoğu zaman belirsiz kaynaklardan beslenir. Bu durum, istihbarat aklını sürekli güncel kalmaya zorlar.

Türkiye’nin güvenlik mimarisi içinde istihbaratın rolü, son yıllarda belirgin bir dönüşüm yaşamıştır. Bu dönüşüm yüksek sesle ilan edilmemiş, büyük söylemlerle pazarlanmamıştır. Çünkü istihbarat kurumlarında değişim, genellikle sessiz olur. Yeni refleksler, yeni öncelikler ve yeni yöntemler zamanla yerleşir. Kamuoyuna yansıyan görüntü çoğu zaman buzdağının yalnızca küçük bir parçasıdır.

Burada önemli olan, bu dönüşümün yönüdür. Reaktif bir anlayıştan proaktif bir yaklaşıma geçiş, istihbarat dünyasında yalnızca teknik bir tercih değil, zihinsel bir sıçramadır. Tehdit ortaya çıktıktan sonra cevap vermekle, tehdit potansiyelini önceden şekillendirmek arasında ciddi bir fark vardır. Bu fark, kurumun kendisini nasıl konumlandırdığıyla doğrudan ilişkilidir.
Milli İstihbarat Teşkilatı bu bağlamda yalnızca bilgi toplayan bir yapı olarak değil, stratejik öngörü üreten bir aktör olarak değerlendirilmelidir. İstihbaratın karar alma süreçlerine katkısı, ham veri sunmanın çok ötesindedir. Asıl katkı, olası senaryoların önceden görülmesi ve bu senaryoların devlet politikalarına entegre edilmesidir.

İstihbarat kurumlarının en zorlandığı alanlardan biri, başarılarının anlaşılmamasıdır. Önlenen bir saldırı, engellenen bir kriz ya da dağıtılan bir ağ, kamuoyunun gündemine girmediğinde “yok” sayılır. Buna karşılık, küçük bir aksaklık bile büyük bir başarısızlık algısına dönüşebilir. Bu asimetri, istihbarat dünyasının değişmeyen kaderidir.

Bu noktada algı yönetimi ile propaganda arasındaki farkı doğru koymak gerekir. İstihbarat kurumları, kamuoyunu yönlendirmekten çok, kamuoyunun güvenini zedelememeyi hedefler. Aşırı görünürlük, bu tür yapılar için avantaj değil risk üretir. Çünkü görünürlük arttıkça, karşı tarafın öğrenme kapasitesi de artar. Gizlilik, bu nedenle bir tercih değil, operasyonel bir zorunluluktur.

İstihbaratın bir diğer temel özelliği, kişisel kahramanlıklardan ziyade kurumsal sürekliliği esas almasıdır. Bu alanda bireyler önemlidir, ancak bireylerin önüne geçen şey kurumun hafızasıdır. Uzun yıllara yayılan bilgi birikimi, tecrübe ve kurumsal refleksler, istihbarat yapılarının gerçek gücünü oluşturur. Hafıza kaybı yaşayan devletlerin, aynı hataları tekrar tekrar yapması tesadüf değildir.

Bu kurumsal hafıza, yalnızca geçmiş olayların arşivlenmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda geçmişten çıkarılan derslerin bugünün kararlarına yansıtılmasıdır. İstihbarat aklı, süreklilik ile değişim arasında hassas bir denge kurar. Değişen tehdit ortamına uyum sağlarken, temel prensiplerini korumayı bilir. Bu denge bozulduğunda ya aşırı katılık ya da savrulma ortaya çıkar.

İstihbarat dünyasında disiplin ve sabır, en az teknik kapasite kadar önemlidir. Hızlı sonuç beklentisi, bu alanın doğasına aykırıdır. Bazı süreçler aylar, hatta yıllar alabilir. Kısa vadede anlam ifade etmeyen küçük gelişmeler, uzun vadede stratejik kırılmalara yol açabilir. Bu nedenle istihbarat kurumları, zaman kavramını farklı algılar; acelecilikten çok sürekliliğe yatırım yapar.

Bu yaklaşım, demokratik toplumlarda zaman zaman eleştirilir. Şeffaflık beklentisi ile gizlilik ihtiyacı arasındaki gerilim, her zaman var olmuştur. Bu gerilim sağlıklıdır; çünkü denetim mekanizmaları, istihbarat kurumlarının meşruiyet zeminini güçlendirir. Ancak burada ince bir çizgi vardır. Denetim ile teşhir arasındaki fark iyi korunmadığında, güvenlik zafiyetleri kaçınılmaz hale gelir.

İstihbarat kurumlarının yanlış anlaşılmasının bir nedeni de, bu yapıların tek bir anlık fotoğraf üzerinden değerlendirilmesidir. Oysa istihbarat bir süreçtir; anlık başarı ya da başarısızlıklarla ölçülemez. Bir dönemde alınan bir karar, etkisini yıllar sonra gösterebilir. Bu nedenle istihbarat değerlendirmeleri, geniş zaman dilimleri ve bütüncül perspektifler üzerinden yapılmalıdır.

Türkiye gibi çok katmanlı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olan ülkelerde, istihbaratın rolü daha da kritik hale gelir. Bölgesel istikrarsızlıklar, devlet dışı aktörler, hibrit tehditler ve bilgi savaşları, klasik güvenlik anlayışlarını zorlamaktadır. Bu ortamda istihbarat, yalnızca destekleyici bir unsur değil, doğrudan oyun kurucu bir faktör olarak öne çıkar.

Ancak oyun kuruculuk, her zaman sahnede olmayı gerektirmez. Aksine, çoğu zaman sahnenin arkasında kalmak en etkili pozisyondur. İstihbarat aklı, görünür güçten çok yönlendirici etkiye odaklanır. Bu etki, bazen bir aktörün hareket alanını daraltmak, bazen de hiç fark edilmeden alternatif bir yolu kapatmak şeklinde ortaya çıkar.

Yazar: Cihad İslam Yılmaz

Kaynak: Independent Türkçe